bana fa diyebilirsiniz artık


1/7/2008 ·














sakın söz açmayın yaralarımdan

derin işleyen makas ağzında körelir tüm benliğim


katılabilirsiniz..ya da peyder pey gülebilirsiniz

ya da ağzınız açık gömülebilirsiniz

katıla gülmekten mor düşmüş kıtanıza

bir sivil manga dikebilirsiniz yırtık cümlenizi


sakın söz açmayın yaralarımdan..unutulmaya yüz tutmuş

bir kabuk kadar sağır

bir taş kadar delik

suların sesinde


sakın dokunmayın santiri tatmin halindeyken

elbiseleriniz kısalır..organik tarıma elverişli göğsünüzden


ilaç kadar uykuluyum uzun bir ömür yatmaya

melonik tavırlar sürdü ayaklarım..mensiz nereye

bir hüzün taşırken peşimde düşler

ölür bin demeye sırtımda katre zehir


büyüye bulandım

büyüye kanacak kadar yaşlıyım

otur şu serinliğin başında kanayan bir pınar gibi

suyun karasından içsin güzelliğin


dokunup geçersen hislerimin saçından

bir farisi ayaklarıma kum giden rüzgâr

sahaflarda tüneklemiş katırlar kadar doluyum şimdi

atın özgürlüğünü düşürmüş eşekler ordusu


darılıp gitme demeyeceğim..dargınlıkların sivri ucuyla kanmışım ben

beyaz sarkan organik bahçeleri

adımı gizleyen bahçevan sözleridir


hangi tarz giyinmişse o ilk çığılığı efendinin

sokul kuyruklarına kükreyen bir düş gibi

parçala içindeki gemileri


sana bir deniz sürmedim

sana bir okyanus bilmedim yunuslar ağzında


yufka yüreğime sır olur dökülürsün belki

bir kaç satır arasında kaybolmuş ahvalimin

yabancı misafir kadar sergilisin ürkekliğe

yatıya hazır değilsin belki

..dünden kalan bahtiyar heyeti


çalsın gün sazının telinde ayarsız sözcükler..


kırdığı dalın akışında


gün ola beri gele aymazlığıma üşüşmüş kırlangıçlar

gidişim sessizliğin efendisi


ekildiğim ıstırap hevengleri

melankolyadan akademyaya bir takım bilinç taslayan tohumlar

kırağı çalan rengime manidar düsturlar


yaralara dokunmayın her dem yüzünüz

bir çığırtı fe mekanlığın..ayık ustalar betonunda sıyrılmış dilenç.

feminen gülüşler ardına koymayın acılarım


bana fa diyebilirisiniz artık..içimi boşaltan salkım gözlerinizle



Hüseyin Bozkurt

Yorum (1) Yorum yaz!

yalandan ölmüşlüğün vardır..cesedimi taşırken


1/7/2008 ·









hiç bir taş yerinde durmaz..hiç bir aşk gerçeği değil düştüğü yerin


yalan sözler güftesiyken

kuş sesi katmışsın aramıza

öyle saf bakışlar yiten zamanın

öyle dal budaklanmış baharların


imzasına kalmış hayal boşluğun

beyaz sesin

hiç kara gün yazmamış meseller

anlatmışsın kendinden

çiğnediğin ruhuma


yakalamıştım ipincecik dilini..yalanından öpmüştüm

hiç yalan kalmadım sevdiklerimden ..bir aşağı


bir yukarı çıkarken

unuttuğum mendil gözlerin sebilidir


her insan azbuçuk..yarı ağandır sevdiklerine

yarı dolmuş niyetinde gidişler

taş yerinde durmaz..kalp yerinde ağır bir soluk taşır gül yangınları

bir aşk böceği düşer gecenin ortasına..

ışık değil kesilen

gözlerin yalan biçimi asetik edilen

bir gövdenin yandığıdır


kuş sesleri koymuşssun aramıza..daha bir gerçek durur perşembeler

daha bir duru geçer geceler


hatırlamak eyleme karışmak kadar suçtur

hiç anlamıydın düşerken beni

bilmedin yangınlardayken diri diri söndüğümü

dallarda ötüşen sesi


hiç bir kaş yerinde göz çizmez..göz sadece uslu sudur sınıfın

kalabalık meclisler salonunun baş köşesinde

ayak kurular tahta kaşıkları kemirirken kurt


hep bir yalanın imgesiydin..yalanım olsun ki gerçek bilmedim

bir yolculuk anına yırttım defterimden

bir kaç isimle birlikte hünerini


zaman desteyken ellerim ağırdır

taş kadar kalp gütmedim kuş sesleri verirken


şiirler geçtim durmadan yalanından

evren tanıktır..bir gözü oyarcasına sözcük çıkınından

saçılırken yıldızlar

karanfil giden dostun hatrına..bir yalan uğurladı ardında ellerim


beni yalanından sıyıran hiç bir melek bulamaz

bir düş kedisi bile yokken ..tırnaklarım

eşelek toprağın biçim verdiği yontuydu


sapkınlık geçiren bir ayın ardında zil takmalıydım ..güle güle sevişlere

artık yalansız bir geceyi sevebilirim artık..


çürüdüm mü ne

yalansız hiç bir çeyrek yükselmez borsamda




Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

ateşli olmayan didardır karanlığın..ey sevgili yar


1/7/2008 ·

ateşli olmayan didardır karanlığın..ey sevgili yar

bir uçurum kalmış aramızda





cisimleşen gülücüklere bir kare dondum..çapraz ateş altında

teğetler geçti ömrüm..

irasyonel varlığa inkar çizdi kalındığım iz .çıkarın bu dizginin içinden


huyum değişti mi

suyuna karışıp taze çimenler giden


yüzüm parçalandı mı..yüzünü asarken dalgınlığıma

süte duran gençliğin rüzgârı

çınlayıdurur kaşların arasında


bir çalılık mı takıldığım tuz kokuları..eski zaman sancısı

örsüp acıya bir çok kılık takılan


aşkların indinde karartılmış bir sone..ölürsem vivaldi çalsın

veresiye defterlerimin arasında..büyük yeminler etmiş

büyük sözler içerlemiş basit bir insan kadar yükselsin

ismini bilmemiş çocuklar ağzında..olmayan güneşi


hüzünler toplamışken ..izin verin

parmak uçlarında geçeyim kırlara doğru


el gülün direnciyken açmalara

nisan kokusu etrafımda bir sözü aslımın


öldüğünü bilerek ağırdan yaşamanın vebali


çekinler kalmadı sadece melodisi allego

uzak yamaçlarında özgürlüğün


düşerse saçlarının ucunda ölüm kalsın bağlanırım

sürüklenirim ardından

koca denizleri ırmaklara indirip

tersinden başlardım yağmaya


nisan kokusu alıştığım bir tarz

her bahar içimde yürüyen ayakların



bulut küsmüş giderken..meyledip kırgınlıkları

yağmaya değil içimdeki tınılar

sefil karanlığında uzunca kalmaya


çalınsın durmadan yaşlı köylünün dengbeji


ah lımın..ah serim..

dört mevsim sürülsün omuzlarım


uyanamayacak kadar diriyim göğüslerin açık sularında




Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

seyyahın perşembesi


1/7/2008 ·








kılık değiştirmiş tebdili mekandayım

yazarsam dönersin bir kaç satır

biliyorum fırtına ekecek ruhu verdim sulara

ruhsuzum bu aralar bağışla beni..su izinde kullanımı dolmuş bir köpük geçti yazdıklarım

bir baloncuk ekti dizeler sarmaş dolaş kaynaşıp birbirine

ya da sönümlendi ziyadesinde bakışlarımı büyüten çocuk

seni yazdıklarımla mahkum ediyor

seni azdıklarımla çıkarıyorum şiirden


belki bir kaç satır geçersin..günaha ortak olursun diye

epeyce işlemiş suçları örtbas ederim


kimlik değil bizi yaşatan..bir derinlik çağrısı..gudüm sesler

bir derin haykırış saçlarında dökülen


üflemeli bir neye ıslıklanmışız..haberi vardır orta oyundan sıkılıp kaçan

döne döne semaın


yazarsam bir kaç satır gelirsin..kuytuluklardan sızarak sözcükleri

zeytin gözlerinden güzü kararıp

şıra olursun yazlara


yazarak susacağım ..yazarak bileceğim..dalında üzümün entel halini



Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

kübik bir arzu taşlanır içimde..diyagonal sentezler şekil ararken ..konmaya bir avuç yalnızlık..epigramı


1/7/2008 ·

kübik bir arzu taşlanır içimde..diyagonal sentezler şekil ararken ..konmaya bir avuç yalnızlık..epigramı




anlam gütmeyen tarafında uyandı aynalar

gülümseyiş salonunda tuhaf kahkahaları kalıntıların

uzayıp giden şakaklarıma sararmış elleri

şiir diye sardım göğsüme


muhayyile köprüsünde su sıkan çocuklar

kağıttan gemiler seçmiş

yüreklerinden akışıp dururlar nehir


tertemiz heyecanları bırakmış bir yelkenliydi

ardına kondurduğu bakışlar

keskin zaman sıyrılmış bulutlar eşliğinde


yağmura gittin salkım saçak..unutur muyum

her seher bir dolu olmuştun çiçeklenen kuşlara


şiir canım dedikçe inci doluşan

heyelanlardan kalma günahları

çerçeveleyip asmıştın başucuna


resmine durabilirim komşu..resmine sıkabilirim su.

çocuklar yitmemişken cam seslerinde


borges lui ..fernando..sakhtan

bir sıra kaval dinleyen yalnızlığın içine

plak sürmüştü döne döne ..bir anlam çekiminde cızırtılar

heybeleyip göğsüne yağmur..çamurdan

heykele konmuş bir anka yanar izleri yılgın gecenin


gözleri su bilmiş çocuklar yeniden kurmaya bir yaşam

alıntılanmamış çirkefliğinde çamurun

kanatları rüzgâr emen yedi emin


şen seyircisiz durmuştu

zaman tükenirken kanarya sesleri avuçlarında

duru bir bakışa donmuş ışık kesilerken

soluğun

içimde haykırışın dinmeyen yolcusu var

aynalar serden ser..demirden toz yutmuş

çocukluğun terli elleri

bir parça ekmek

fırsat bulduğunda yaslandığı sigara


anlamı gütmeyen şiir geçti sokaklar

çaresiz bir lokma geçer gibi ağzında

katıksız bilinçler tüketti haramice

aramca şarkılar bilmemişti

aramca yüzler geçmemişti bir ölümü kutsarken koca şehir


uzandığın ayna

bilincin kıskandığı taş..tutunduğu kimyevi sır

bu yolculuk yaşama erkenden düşer gibi kanatlardan

daha doğmadı yaşam silahında bir bir düşerken

sıska çeneyi yorgunluktan tutmuş

bir yaşlı kadar gençti..güzeldi hayalleri saklandığı düşten

elbette her ölüm yeniden bir yaşam kalmaktı beride

her insan tertemiz değildi bakarken çıplaklığa

kanlı coğrafyada çekinceler kalmış



bir dolu krık karne sorumluydu hepten






Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

uçurum kalbin peydahı ...premature gözlerin


1/7/2008 ·


 





hiç sevişmedik bir uçurum kıyısında

ayrılığa söz keserken


ve ardı sıra uzayan teması gökyüzün

ellerime gülmüş yağarken ıslaklığı..gözlerinle kurula

..ah jale..çiy tanesi

cam göbeğinin..dindiği koku

yanılgılar durağı..geçen durmadan fısıltısı rüzgârın


nereye.. yol tutarken ısırdığım..yolluk mu beş parasız

terkedilen gemi lumbarı


uçurumda hiç sevişmedik..arka çıkmadı hiç bir söz


hiç bir gemi dinmedi bu yolculuğu

fırtınalar yarattık durmadan fırtına doğan

taze bir gelin başı

bir duvak takamadım..öpüpte alnında şiarı


şair sözüne kanmayın..içine çizdiği yalan

telden duvaktan

nasibini görmemiş bir kız anası


ardıma bakarsam yorulurum gitmekten..seni

yar..sözünü keflettim vicdanıma

sarındığım boşluğum taşlık..ayaklarımda senliği kanamanın

bir uçurum sarılır aramızda

gözleri uçurtma bilmiş bir eşkiyanın


uçurum kıyısında sevişmemişti

söylediği gerçeği


taze çimenlere..yatırmıştı öfkeyi


sıkı tut dişlerimden ölüm bir arzu kadar heyecanlı

kolların arasından dalarken kuytuluğa


etin..kemiğin.. sureti görünen beşcanlı..tanrı genzi

küçüldükçe evren bir yıldız avuçlarında

yitimim uçurum kadar


boşluğa çizebilirim kalemimle..kara kalemim kırılabilir belki

seni yazmaktan


göğsünün tazeliğinde uyanmış kömür gözlere

bir uçurum çıkmadı ellerin

tutupta ışığı yerden göğe






Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

peri sıkışıklığında bir senfoni..melekler başım


1/7/2008 ·






sevdiğimi niçin öldürdüm? aklıma takılı bir küpe

asılıdurur

heybem çok sesli dize:

cangıllarım var benim..bir sabah uyanır uyku

bütün renkleri cümbüşünden sesiş

neziş ..karanlığı sevmezdin

güneşin ortasında vurdu yetim ellerim


sanatkâr edasıyla ütüler sözleri

ah..canımın içi pembe köşküm

duvarı mor desenle kaplanmış gönlüm

narsızdı hayırsızlığım..kırılınca bin parça gözler sıcağı

sevdiğimi bir öğle alnında vurdum..kış aymazlığındayken savrulan tipi

suratımda karıncanın ayak izleri

nasıl ölmeyim nasıl geçmeyim içinden ayakların


derkenar mahlesinde ipekçi kızlar geçtim..derkenar bezeklerinde şiirin

sarhoş ibrahimin baktığı camdım

hayırlısıyla akşama inerken gözlerim..karanlığın resmi geçindinde ürküm doğruydum

bir parça life sarındı kaybetmek için parmaklarım

sıradışı gezintiler çarşısında bir kilo üzünç aldım tanımak için seni

ellerim boğarken sevdiğimi bilmezdi

bir cam kıyısında incecik yaşamı


ayetel kürsiden seslenip toplama başıma cinleri

kaldığım bir ben değil cesedinden

üşür bir kedi kadar korkuluklar

yol yordam usulünden planlanan bir ölümlüyüm artık

sevdiğimi neşemden öldürdüm..çıldırarak lal rengin içinde

kaypak arzular geçti çığırtkan kuşlar kadar verimliyim artık

bir haykırış seslenmeye

sevdiğimi yokken öldürdüm bir dal içinde


seyircisiz bir oyun kurarım..boş senaryolar..beyaz kâğıtlar..ağıt sanmayım üşüdüğüme

yalnızlığı oynarım kedersiz ziller takarak boynuna

çıngıraklı böcekler geçen içinde

sessiz şiirler için.. aymazlık

sevdiğimi bu yüzden öldürdüm bir nehri büyüyerek

kan kızıl rengi uyandığım çarşaf


korkularıyla yüzleşen ölü bir erkek


anlamın uzamında bahsedebilirim artık..metafizik esintiler karışıp..büyüyebilirim her dakik biçimde

susturabilirim artık mor lambanın sesini

salınıp durmayın öyle

bir çok ceset taşıyan

ölü bir erkekten korkak ne var ki


bir sabah gaia..çukur zemberek çalıntıları seslenişin

sevdiğimi bilerek öldürdüm

içimde bir çok ceset..ölü erkek artığı

edaya çağıran etrafım sümbül kokuları

artık uyanabilirim yüzünün suyunda ..akıp geçebilir terliklerim




Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

şeker kâğıdı


1/7/2008 ·








sek sek oynayan kalbime

ceza veriyor attığın bakış

yüksek kibir andante..bir düş içinde

sıralı döviz sessizliği..uzun yokuş tırmanırken güneş

seyirci boyları yakamda incecik terk


çizgiler boyu yalpalıyor kurduğum hayal

durup anlıyor hiç içimden geçerek

bir kaç derin mec sıkışmışken buklelerin

sarmalayan hüznümün artığı

bir dost arıyor üşürken yıldızlar

ardımda ayak izleri..çabuk unuttuğum ateş

kalbinin yarısı bendeyken


şiirler deren suyun komşusuydum..inanmıyorum artık

temizliğe bir karış sakal tutarken

içimde derin fırtınalar gök süzlerin inadı

helezonik kaygılar küserken biçim

sarıp sarmalıyım artık serkeşliği

bir şeker kağıdına


yaz diyen kalabalığın boyuna sürdüm

kimsesiz şiirleri

artık uslanır içimde nehirler

çocuklar sustuğu zaman

..bir mola ver..oyuna ilk sen başla

sevinçler küslükler biçim ararken


dönüyor dünya durup düşünürken..

düşünceler kurtluyorum kalbinin kutusunda

her oyunda öfkeli..bir sabır çatlıyor bakışların

artık umurumda değil yazdırdıkların..bir kaç salak okursa

şiir ayak kurulur


idamım kalbin ortası olsun

as beni hüzünlerimden





Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

zaman yengisidir hafızanın


1/7/2008 ·

zaman yengisidir hafızanın




aslını dönüşen gözpınarlarının rengi değil..baktığın ateş

yaktığın tüm gemileri..kurtar ey kaptan

solungacına boğulan balıkların..pulları değil

şişelenip salınan gözlerine..bir mektup

kayganlığında dudağın ansızın aşınır aşınır

aşınır..siler mürekkebi kaçan balığın..



diz çök nişan al..öldür adımı..zaman yengisidir hafızanın



susmadıysam

yanan teninin taşırılan suyuydu

bakraç delik ..kevgir yüreğin

uzun bekleyişlerin kör yanıklığıydı..



yağmuru düşün..bulutların boşalmış hali

uzayan yelken..kadırgalar söz birliği halinde

eski zaman ölçeklerinde

pusulasıydım gövdenin..sana adreslerini bıraktım

tüm mühürlerin..yap ve boz..bu oyun karşılıklı..



gözlerine çekincelerini asma

huysuzlukların iyi huylarındır..kazıdım

ruhun derinliklerine..sıra ara sıktım

şiir beziyle..kurulandım alnımın teriyle




ehrimen sözlerini unutmuş ateşin rengi

..yanan bedenim ağzında parçalanır akbabaların..

öyle sessiz ki tünediğim hasret..öyle çıldırdım tenini..



köz böceklerini ateşe değiştim

kapında zorlanan geceyi sardım koynuna

hayat aktığın değil kanında

kanına yön veren salınım.. sözlerimdi..



unut demişsin..unutmak

kaybolmaktır kalabalığın sözleriyle

ayrıl ve damıl..uzun tamlamalar..sıkmıştır acılarını..



yenik ayrıldım ateşkeslerinin altında

kabulümdür..sırma saçlı sevgili..saçlarının

beyazında salıncaklar kursan gökyüzüne

düşer belki baktıça ateşin..kümülüsler benden yana

ya lodoslar..



dağıt saçlarını denizin

bir ihtiyar çalgıcı bezginliğinde notalar

uzun cümleleri ayraçla

dön hadi kaldığın tamlamalara


kısa ve yalın hikâyen sonlayacak hatıra..



Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

girdap


1/7/2008 ·



zihin bulanıklığı berrak düşler girdabı

flu gölge nakşederken

hayatı bütünüyle öğreten

akışkan hayallerin donduğu yerdi


eski bir zaman sancısı

esir kadınlar çarşısı





Su giderken derin

telaşlı gemiler yüzdüğündü


kuyu inen yaşlı pınar gözünde



aradım durmadan kayıp bir yatağı

saçlarından akan nehre








Hüseyin Bozkurt

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »